Perinatoloji

Anne Karnında Tedavi Edilebilen Hastalıklar Hangileridir?

Anne Karnında Tedavi Edilebilen Hastalıklar Hangileridir?

Gebelik sırasında bebekte bir hastalık veya yapısal sorun saptanması, tedavi için her zaman doğumu beklemek gerektiği anlamına gelmez. Günümüzde fetal tıp alanındaki gelişmeler sayesinde bazı hastalıklarda bebek henüz anne karnındayken tedavi veya girişim uygulanabilmektedir. Fetal tedavi olarak adlandırılan bu uygulamalar; ilaç tedavilerinden bebeğe kan verilmesine, şant uygulamalarından fetoskopik girişimlere ve seçilmiş vakalarda fetal cerrahiye kadar uzanan farklı yöntemleri kapsar.

Ancak anne karnında saptanan her hastalık fetal tedaviye uygun değildir. Tedavi kararı; hastalığın türüne ve şiddetine, gebelik haftasına, bebeğin durumuna, tedavinin sağlayabileceği yarara ve anne ile bebek açısından oluşturabileceği risklere göre bireysel olarak değerlendirilir.

Fetal Tedavi Nedir?

Fetal tedavi, gebelik devam ederken anne karnındaki bebeğin sağlığını korumak, hastalığın ilerlemesini önlemek veya doğum sonrası oluşabilecek ciddi sorunları azaltmak amacıyla uygulanan tedavilerin genel adıdır.

Fetal tedavi mutlaka ameliyat anlamına gelmez. Bazı hastalıklarda anneye verilen ilaçlar plasenta aracılığıyla bebeğe ulaşırken, bazı durumlarda ultrason eşliğinde bebeğe veya göbek kordonuna doğrudan müdahale edilebilir. Daha karmaşık vakalarda ise fetoskopik veya cerrahi yöntemler kullanılabilir.

Bu nedenle fetal tedaviler genel olarak medikal tedaviler, ultrason eşliğinde girişimler, fetoskopik işlemler ve fetal cerrahi şeklinde düşünülebilir.

Anne Karnında Hangi Hastalıklar Tedavi Edilebilir?

Fetal tedavi uygulanabilen hastalıkların sayısı tıptaki gelişmelerle birlikte artmaktadır. Günümüzde belirli koşullarda anne karnında müdahale edilebilen başlıca durumlar şunlardır:

1. Bebeğin İdrar Yollarındaki Tıkanıklıklar (LUTO ve PUV)

Alt üriner sistem obstrüksiyonu (LUTO), bebeğin idrarının mesaneden dışarı çıkmasını engelleyen bir tıkanıklık durumudur. Erkek bebeklerde bunun önemli nedenlerinden biri posterior üretral valv (PUV) adı verilen doğumsal problemdir.

İdrar çıkışının ciddi biçimde engellenmesi bebeğin mesanesinin aşırı büyümesine, böbreklerin zarar görmesine ve amniyon sıvısının azalmasına neden olabilir. Amniyon sıvısının ileri derecede azalması ise özellikle akciğer gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Seçilmiş vakalarda mesanedeki idrarın amniyon boşluğuna aktarılmasını sağlamak amacıyla vezikoamniyotik şant uygulanabilir. Bazı merkezlerde uygun hastalarda fetoskopik yöntemlerle tıkanıklığa yönelik girişimler de değerlendirilebilir.

Ancak her LUTO veya PUV vakası anne karnında girişim gerektirmez. Böbreklerin durumu, amniyon sıvısı, tıkanıklığın derecesi ve gebelik haftası tedavi kararında önemlidir.

2. İkizden İkize Transfüzyon Sendromu (TTTS)

Tek plasentayı paylaşan bazı tek yumurta ikizi gebeliklerinde, plasentadaki damar bağlantıları nedeniyle bebekler arasında kan akımı dengesiz hale gelebilir. Bu durum ikizden ikize transfüzyon sendromu (Twin-to-Twin Transfusion Syndrome – TTTS) olarak adlandırılır.

Bir bebek daha az kan alırken diğer bebeğe fazla kan geçmesi, her iki bebek açısından da ciddi sonuçlara yol açabilir.

Uygun vakalarda fetoskopik lazer tedavisi ile plasentadaki anormal damar bağlantıları kapatılabilir. Böylece iki bebek arasındaki dengesiz kan geçişinin durdurulması amaçlanır.

Benzer şekilde, TAPS (Twin Anemia Polycythemia Sequence) ve TRAP sekansı gibi bazı komplike ikiz gebeliklerinde de seçilmiş vakalarda fetal girişimler uygulanabilir.

3. Fetal Anemi

Bebeğin anne karnında ciddi derecede kansız olması; kan grubu uyuşmazlıkları, bazı enfeksiyonlar veya başka nedenlerle ortaya çıkabilir.

Ciddi fetal anemi saptandığında bebeğe intrauterin kan transfüzyonu yapılabilir. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen bu işlemde genellikle göbek kordonundaki damara ulaşılarak bebeğe uygun kan verilir.

İntrauterin transfüzyon, fetal tedavinin uzun süredir uygulanan ve belirli durumlarda hayat kurtarıcı olabilen yöntemlerinden biridir.

4. Bebeğin Göğüs Boşluğunda Sıvı Birikmesi

Bebeğin akciğerlerinin çevresinde ciddi miktarda sıvı birikmesi fetal plevral efüzyon veya hidrotoraks olarak adlandırılır. Fazla miktardaki sıvı akciğerlerin gelişimini engelleyebilir ve kalp üzerinde baskı oluşturabilir.

Uygun vakalarda göğüs boşluğundaki sıvının amniyon boşluğuna boşalmasını sağlamak amacıyla torakoamniyotik şant yerleştirilebilir.

Buradaki amaç yalnızca sıvıyı boşaltmak değil, akciğerler üzerindeki baskıyı azaltarak gelişimlerini sürdürebilmelerine yardımcı olmaktır.

5. Doğumsal Diyafram Hernisi (CDH)

Konjenital diyafram hernisi (CDH), karın içindeki organların diyaframdaki bir açıklıktan göğüs boşluğuna geçmesiyle ortaya çıkan ciddi bir doğumsal anomalidir. Göğüs boşluğuna geçen organlar bebeğin akciğer gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Ağır ve seçilmiş CDH vakalarında FETO (Fetoscopic Endoluminal Tracheal Occlusion) adı verilen fetoskopik bir yöntem uygulanabilir. Bu işlemde bebeğin soluk borusuna geçici olarak küçük bir balon yerleştirilerek akciğer gelişiminin desteklenmesi amaçlanır.

FETO her diyafram hernisi vakasında uygulanmaz. Hastalığın şiddeti, akciğerlerin gelişim düzeyi ve diğer klinik özellikler ayrıntılı olarak değerlendirilir.

6. Spina Bifida (Miyelomeningosel)

Spina bifida, bebeğin omurgasının ve omuriliğinin gelişimi sırasında ortaya çıkan doğumsal bir anomalidir. Bunun ciddi formlarından biri miyelomeningoseldir.

Uygun kriterleri taşıyan bazı vakalarda omurgadaki açıklığın bebek henüz anne karnındayken kapatılmasına yönelik fetal cerrahi uygulanabilir.

Prenatal onarım hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Amaç, açıkta kalan sinir dokusunun gebelik boyunca daha fazla zarar görmesini azaltmak ve bazı bebeklerde doğum sonrası sonuçları iyileştirmektir.

7. Bazı Akciğer Lezyonları ve Kitleler

Bebeğin akciğerlerinde gelişen CPAM (konjenital pulmoner hava yolu malformasyonu) veya bronkopulmoner sekestrasyon gibi bazı lezyonlar gebelik sırasında büyüyerek kalp ve akciğerler üzerinde baskı oluşturabilir.

Vakaların önemli bir kısmı yalnızca yakından takip edilir. Ancak lezyonun büyüklüğü, bebeğin dolaşımı üzerindeki etkisi veya hidrops gelişmesi gibi durumlarda fetal girişim gündeme gelebilir.

Benzer şekilde sakrokoksigeal teratom gibi bazı fetal tümörlerde de hastalığın özelliklerine göre anne karnında girişim seçenekleri değerlendirilebilir.

Her Fetal Anomali Anne Karnında Tedavi Edilebilir mi?

Hayır. Anne karnında saptanan her anomalinin fetal tedavisi yoktur ve fetal tedavi imkânının bulunması da her hastaya girişim yapılacağı anlamına gelmez.

Bazı anomaliler gebelik boyunca yalnızca takip edilir ve gerekli tedavi doğumdan sonra gerçekleştirilir. Bazılarında ise anne karnında müdahale, hastalığın doğal seyrini değiştirebilir veya bebeğin doğum sonrasındaki durumunu iyileştirebilir.

Bu nedenle fetal tedavide en önemli aşamalardan biri doğru hasta seçimidir.

Fetal Tedavi Kararı Nasıl Verilir?

Anne karnında müdahale kararı verilirken yalnızca hastalığın adı dikkate alınmaz. Ayrıntılı ultrason ve gerektiğinde fetal MR, genetik incelemeler ve diğer tanısal yöntemlerle bebeğin durumu kapsamlı biçimde değerlendirilir.

Karar sürecinde özellikle şu sorular önemlidir:

  • Hastalık tedavi edilmediğinde gebelik sırasında ilerleyecek mi?
  • Bebeğin yaşamını veya organ gelişimini tehdit ediyor mu?
  • Anne karnında uygulanacak tedavi hastalığın doğal seyrini değiştirebilir mi?
  • İşlemin anne ve bebek açısından riskleri nelerdir?
  • Müdahale için uygun gebelik haftasında mıyız?
  • Eşlik eden başka bir yapısal veya genetik problem var mı?

Bu değerlendirmeler sonucunda takip, fetal tedavi veya doğum sonrası tedavi seçeneklerinden hangisinin uygun olduğuna karar verilir.

Fetal Tedavi Riskli midir?

Fetal girişimlerin riskleri uygulanacak yönteme göre değişir. Ultrason eşliğinde yapılan girişimlerle açık fetal cerrahinin riskleri aynı değildir.

İşleme bağlı olarak erken doğum, su gelmesi, kanama, enfeksiyon veya gebelik kaybı gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle fetal tedavinin olası yararı ile anne ve bebek açısından taşıdığı risk birlikte değerlendirilmelidir.

Amaç yalnızca teknik olarak bir işlemi gerçekleştirmek değil, anne ve bebek açısından beklenen yararın girişimin risklerinden daha yüksek olduğu vakaları belirlemektir.

Anne Karnında Bir Hastalık Saptandığında Ne Yapılmalı?

Ultrasonda bebeğe ait bir sorun görülmesi, mutlaka fetal tedavi gerekeceği anlamına gelmez. İlk adım, bulgunun ne olduğunu ve ne kadar ciddi olduğunu doğru biçimde ortaya koymaktır.

Perinatoloji değerlendirmesinde ayrıntılı ultrasonografi ile anomalinin özellikleri incelenir; gerekirse fetal MR, genetik testler veya diğer ileri incelemeler planlanabilir. Sonrasında aileye hastalığın beklenen seyri, gebelik sırasında uygulanabilecek tedaviler, takip seçenekleri ve doğum sonrası süreç hakkında bilgi verilir.

Fetal tedavide temel yaklaşım “müdahale edilebiliyorsa müdahale etmek” değil, doğru hastaya, doğru zamanda ve uygun yöntemle müdahale etmektir.

Sık Sorulan Sorular

Anne karnında bebeğe ameliyat yapılabilir mi?

Evet. Bazı hastalıklarda açık veya fetoskopik fetal cerrahi uygulanabilir. Ancak fetal tedavilerin önemli bir bölümü açık ameliyat gerektirmez; ultrason eşliğinde iğne, şant, kan transfüzyonu veya fetoskopik yöntemler kullanılabilir.

Fetal tedavi hangi gebelik haftasında yapılır?

Tek bir gebelik haftası yoktur. Uygun zaman hastalığa, hastalığın şiddetine, bebeğin gelişimine ve uygulanacak yönteme göre değişir.

Fetal tedavi bebeği tamamen iyileştirir mi?

Her zaman değil. Bazı tedaviler hastalığın nedenini ortadan kaldırmayı amaçlarken bazıları bebeğin organlarının zarar görmesini azaltmayı, gebeliğin devamını sağlamayı veya doğum sonrası sonuçları iyileştirmeyi hedefler.

Anne karnında tedavi kararı yalnızca ultrasonla verilebilir mi?

Genellikle ayrıntılı ultrason temel değerlendirme yöntemidir ancak vakaya göre fetal MR, fetal ekokardiyografi, genetik incelemeler veya başka testlere ihtiyaç duyulabilir.

Fetal tedavi her merkezde yapılabilir mi?

Fetal girişimler ileri görüntüleme, uygun teknik altyapı ve bu alanda deneyimli multidisipliner ekip gerektiren işlemlerdir. Uygulanabilecek yöntemler ve hasta kabul kriterleri merkezlere göre değişebilir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı ve tedavi kararı, anne ve bebeğin bireysel klinik özellikleri değerlendirilerek hekim tarafından verilmelidir.